
İTÜ Aşkı Hatıraları-3
Güya dönem başında (Eylül-2013) yazacaktım “İTÜ Aşkı Hatıraları” yazı dizimin 3.sünü ve sonuncusunu. Bazen hayal kırıklıkları, sürprizler hayatı nasıl öteliyor, ötekileştiriyor. Eylül dönemi yani okulların açıldığı bu dönemler benim için hep hüzün olmuştur. Sarı hüzünlü sonbaharın başlangıcıdır “Eylül”. Ayrılıkların başladığı aydır. Buluşturan tarafı ise okuldur. İlkokuldan bu yaşıma kadar, hep aynı heyecanla karşıladım Eylül ayını. Çünkü okul başlıyor. Hele bu üniversite olursa duygular bambaşka bir karmaşıklıkla yoruyor kalbimi. 10 Eylülde üniversite başlar, heyecanla koşarsın yurduna, arkadaşlarına, hocalarına, İstanbul’una, “ezginin günlüğü” nün sesinden “küçelere su serpersin yar gelende toz olmasın” dediğin Heybeliada sokaklarına koşarsın, kız kulesinde 25 gül derersin çocuk masumluğunla…ama 12 eylülde Vizontelede’ki sahnede olduğu gibi “hayal kırıklığının başkenti” yüreğinin kapısını çalar. Her hayal kırıklığı çocukluğumu daha çok özletir. Bu yüzden geçmişime özlem duymak hep mutlu etmiştir beni.
Eylülde ellerimizde valizlerimiz yurda gelir, eşyalarımızı dolaplarımıza yerleştirirdik. Bugün Taksim-Hacıosman metro hattının ulaştığı Kredi Yurtlar Kurumu Bahçeköy Öğrenci Yurdunda bir odada 8 kişi kalıyorduk. Metro inşaatı yüzünden yurttan İTÜ’ye 1 saatte gelebiliyorduk. Sabah dersten önce poğaça-çay ile kahvaltı ederdik. Öğlen yemeğimizi şimdilerde de keyifle ve zevkle yemek yediğim öğrenci yemekhanesinde yerdik. Akşam yemeği içinse “yurt fişi”ni harcayabilmek için yurda giderdik. O zamanlar kampüste AVM, Kampüs Cafe, 24 saat açık kütüphane olmadığı için ya Yeniköy’e, Sarıyer’e, Beşiktaş’a inerdik ya da yurda dönerdik erkenden. 3.sınıfa başladığım yıl, sadece erkek öğrencilerin barındığı yurdumuz “kızlı-erkekli” oldu. Kızlar gelmeden önce, kantine “serbest kıyafetlerle” inerdik, giriş-çıkış saatleri kontrol edilmezdi, hafta sonları ormana girip yaban meyveleri toplardık. Kızlar gelince yurdumuza, kurallar değişti: yurda son giriş 23.00 oldu ve yurdun etrafı tel örgülerle çevrildi. Erkekler ise artık serbest kıyafetle değil “grand tuvaletle” hatta jöleli saçlarla kantine iner oldu. Kızlar da bu değişimin gerisinde kalmıyordu elbette. Ben ise eski tarzımı koruyup yine serbest kıyafetimle iniyordum kantine. Okuduğumuz bölüm Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği olduğu için kişi başına düşen kız arkadaş sayısının çok adaletsiz dağılımından sonra yurdumuza kız arkadaşlarımızın gelmesi “erkek öğrenci camiasını” sevince boğmuştu.
Lisans yıllarım boyunca hep Tiyatro kulübündeydim. Salı-Perşembe 18.00-22.00 arası, Cumartesi ise 10.00-18.00 arası prova yapardık. Provadan sonra, mutlaka Beşiktaş’taki Sarıyer börekçisine giderdik topluca. Barbaros Bulvarı durağında inip “kızlı-erkekli” tek sıra şeklinde eğlenerek geyik yaparak Akaretler durağındaki börekçide alırdık soluğu. Tiyatro provalarındaki sahne kokusunu, salonun loş ışığını, oyunculuk çalışmalarımızı, gülme krizlerimizi, Zafer-Özgür çiftini, kendimizin hazırladığı oyun afişlerimizi ve oyun biletlerimizi, alt kattaki rock grubunun müzik çalışma seslerinin üst kattaki Kafkas Halk Dansları Topluluğunun ayak seslerine karıştığı atmosferimizi hiç unutamıyorum.
Yurttaki çömez şakalarımızı, hamam seanslarımızı, Radikal Müslüman, Radikal Hristiyan, Ateist, Oportünist, Solcu, Atatürkçü ve sadece okumaya gelen bir topluluğun olduğu 7 kişiyle paylaştığım yurt odamı çok özlüyorum.
Ben mi kimdim peki? Ben “Aşka Aşık Adam”dım. Çocuk saflığımda hayalini kurduğum aşka aşık adam…Bu yüzden eylül aylarım o yıllarımın özlemiyle geçer. Bu yüzden çocuk kalmak isterim hep. Bu yüzden masum yaşamak isterim aşkı, tıpkı masallardaki gibi. Gel gör ki bu aşk kapını İstanbul’da, Sarıyer’de, Beşiktaş’ta, Ortaköy’de, Boğaz kenarında, Çengelköy’de, Kız Kulesi’nde, Heybeliada’da, Kınalıada’da, İTÜ’de “masum maskesi altında” çalarsa vay haline! 10 Eylülde doğarsın, 12 Eylülde ölürsün… yani kelebekten hallicesin. Canını acıtan yaşam değil, yaşamdaki ihanetkar sevgilidir. Tek vefalı yârim İTÜ’m olduğu için İTÜ’me aşığım. O’na aşık olmak güzel şey. Tek sırdaşım, dostum, çocukluğum, yârim, sevgilim. İhanet bu yaşamın ne kadar alışılagelmişliği, kabullenmişliği, sıradanlığı ise; masumiyet bir o kadar “Masal”lara yakışandır, candır. Masallarda buluşmak dileğiyle…
Adem POLAT
Bir İTÜ Aşığı
