
Yükselen Işıklar
Çinli dostumun dediği gibi binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlar. Mağaralardan korkuları ardımızda bırakarak attığımız ilk adım bizi bugünlere getirdi. Zaman durmaksızın ilerledi, yolcular değişti, yollar değişti. Yolda olanlara karşı çıkanların kırbaçları engel olamadı değişime. Kolayı sevenler, doyumsuzlar karanlıkta olana sahip olmak istedi. Asiler, uyumsuzlar durumu kabul etmedi, o gün yaktıkları kıvılcım sadece o günü değil binlerce yılı aydınlattı. Peri masalı ışıltılarını toplum dinlerken, mum ışığında uykusuz gecelerde tarihi yazdılar. Korkaklarsa yolda olduklarını sandılar. Küçük hesaplarla, büyük endişelerle aldıkları yolda hep tarih oldu.
İlk adım yol boyunca atılan adımlardan farklıdır, kendine özgüdür. Adım atmayı öğrenmek isteyen bir bebeğin gurur duyduğu ilk adımına kadar attığı binlerce ilk adım vardır, her biri başarısız olan. Ona dert olmaz geçmişte atıp başarısız olduğu adımlar. Saymaz kaç kere başarısız olup düştüğünü, takılıp kalmaz geçmişe. Başarılı olup ilk adımını attığında yolu başlamıştır artık. Çevresiyle etkileşime geçip kulağına gelen vazgeç sesleri başlar. Adımlar zorlaşır, geri geri kayar bazen. Aşağıdan gözüktüğü gibi dik bir yamaçtır hayat, bundandır adımlarının geri geri kayması. Umutsuzluğa kapılanlar kaybeder. Aldığı nefesi oflayarak verir. Artık daha fazla adım atmaz ve olduğu yerde bir sokak lambası olmayı yükselen güneşin ışığı olmak yerine seçer. Büyük zaferler, büyük adamların değil büyük çalışmaların sonucudur. Mazaretleri kaybedenler üretmiştir. Kuruyan bir yaprak gibi oradan oraya sürüklenmeyi kabullenmişlerdir, artık yolculuk dediğimiz rüzgarın elindedir.
Ne olursa olsun, herşeyin anlamsız olduğuna, hiçbir şeyden umut beklenemeyecek olduğuna nasıl inanır bir insan? Adım atmak onu korkudan titretir. Kanser gibi büyür içindeki korkular, endişeler. Nasıl ister titrek bir sokak lambası olmayı oysaki yükselen bir ışık olmak varken...
