
Facebook' tan İTÜ'ye Tehlikeli Bildirim
1773’e dayanan köklü tarihi ile “Pioneer the Ages” sloganını benimseyen ve çağa öncülük etme misyonu ile kendini özdeşleştiren Teknik Üniversite, modern zamanın gerekliliklerine ayak uydurmakta kimi zaman gecikebiliyor.
Sosyal medya ve dijital dünyanın nimetlerinden ve olumlu etkisinden yararlanma konusu da gecikilen konulardan biri oldu. Veriler, Facebook’un Kasım 2013 itibariyle, 1.2 milyar kullanıcıya ulaşarak, dünyanın en kalabalık 3.ülkesi haline geldiğini söylüyor. İTÜ ise bu platformda yerini Mayıs 2011 itibariyle ancak alabildi. İTÜ adına açılmış binlerce sahte hesap ile irtibata geçilerek, insanların İTÜ ile ilgili, facebook ülkesinde kapıyı çalacakları resmi bir kapı oluşturulması, oldukça sancılı bir süreç ile gerçekleşti.
Bu geçişi büyük bir azimle gerçekleştiren üniversite, içerik girişleri, paylaşımlar, kampanyalar ile öğrenci, akademisyen, mezun, memuru ile tüm paydaşlar için uğrak bir yer olma çalışmalarının karşılığını çok kısa bir sürede ve somut bir şekilde elde etti. Alınan ödüller, açıklanan rakamlar ve facebooktaki hayran sayısı durumu net bir şekilde ortaya koyuyordu. Biz de İTÜ24 üzerinden girdiğimiz haber ile bunu sizlere duyurmuştuk http://itu24.com/haber/itu-sosyal-medyada-zirveye-kosuyor-432
Mayıs 2012 itibariyle durum oldukça sevindiriciydi. Elbetteki bu çalışmalar ve süreç sadece “facebook” üzerinden değil, diğer popüler mecra “twitter” üzerinden de yürütülüyor ve orda da ciddi bir yol katediliyordu.
Geç kalınmışlık da –çoğunlukla- İTÜ klasiğidir, çalışkanlık ve azimle çağın gerekliliklerini ve başarıyı yakalamak da en az onun kadar.
Fakat yeni açıklanan bir başka araştırma sonucu ilginç bir tabloyu ortaya çıkardı. Bu araştırmaya ve rakamlara göre, İTÜ az zamanda çok yol katederek elde ettiği başarısını sürdüremedi ve Türkiye’deki üniversiteler arasında ilk 10’da kendine yer bulamadı.
Rakamlar ilginç sonuçları da ortaya çıkarmakta. Listeye göre ilk 10 sırada bulunan üniversitelerin 8’i vakıf üniversitesi. Gazi Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi ilk 10 içerisinde kendine yer bulmayı başaran devlet üniversiteleri oldu.
http://sosyalmedya.co/universitelerin-facebook-karnesi/
Açıklanan bu rakamlar, bir süredir yüzleşmekten kaçtığımız gerçeklerle yüzleşmemiz gerektiğini gösteriyor. Öyleki bu rakamlar yalnızca İTÜ’nün sosyal medya gücünün azaldığının değil, genel olarak kan kaybettiğinin resmidir.
Bu tablonun ortaya çıkışı çeşitli şekillerde yorumlanabilir. İTÜ’nün Facebook karnesini kırıklarla dolduran bir sürü etken var.
Beş buçuk yıllık lisans öğrenimim sürecindeki İTÜ'yü, birbirine taban tabana zıt iki ayrı döneme ayırabilirim. Her yıl en az 4-5 farklı alanda en prestijli uluslararası yarışmalara katılıp dünya 1.likleri, 2.likleri ödülleri toplayan, dünya çapında yankı uyandıran projeler geliştiren İTÜ öğrencilerini son 2 yıldır herhangi bir başarı ile gören, duyan oldu mu bilmem. Ben görmedim kendi adıma. Olsa duyardık sanırım. Başarı haberlerini duyduğumuz, medyada sürekli gördüğümüz, başarıları ile övündüğümüz dönem ve -işlerin kesat olduğu- içinde bulunduğumuz son 2 yıllık dönem olarak ikiye ayırıyorum rahatlıkla. İTÜ fetret dönemini yaşıyor. Facebook ile ilgili bir araştırma sonucu bunları konuşmaya sebep olabilir mi derseniz de size kampüste öğrencilerin arasına karışmanızı veya çeşitli fakültelerden hocalarla kısaca sohbet etmenizi öneririm. Alacağınız cevapları bir cümlede özetlemek gerekirse “okulda artık hiçbir şey yapılmıyor, hiçbir şey yolunda gitmiyor” cümlesi olacaktır.
Bu duruma şaşırmamak gerek aslında. Siz yönetim olarak o bahsettiğimiz yarışmalarda başarılı olanların ödeneklerini kesip, öğrencilerin başarılarını, bir sonraki sene onlara bütçe ayırmama yöntemi ile ödüllendirirseniz bu sonucu almanız doğaldır. Başarılar gelmeyecek, dolayısıyla basında yer bulamayacaksınız ve haber değeriniz, medyada görünürlüğünüz azalacaktır. Değeriniz düşecektir. Bu mantığı kurmak için medya uzmanı olmanıza gerek yok, sokaktaki çocuk bile kuracaktır bunu. Hala imkansızlıklar ölçüsünde bir şeyler üretmeye çalışan az sayıdaki öğrenci ve öğretim üyesinin projelerine yer veren yazılı ve görsel medya materyallerini görmezden gelip, televizyon programlarını ve haberleri “kişisel kaygılar ve hesaplaşmalar uğruna” sayfalarınız ve web siteniz üzerinden paylaşamıyorsanız, onlara kendi kriterleriniz ölçüsünde sansür uyguluyorsanız da kendi bindiğiniz dalı kesiyorsunuz demektir. Dijital dünyada ayakta kalabilme adına yapmanız gereken zorunluluklara direnç gösterip, genel olarak hiçbir yenilikçi fikir üretmeyerek insanların bu sayfaya uğramasının önünü kesiyorsanız bu da korkarım ki sizi daha da dibe sürükleyecektir. Ve doğal olarak sadece sosyal medya sıralamalarında değil bilim çevrelerince yapılan daha önemli sıralamalarda da giderek dibe doğru ineceksinizdir. Nitekim uluslar arası büyük kuruluşların her sene yaptığı ve duyurduğu sıralamalarda da son 2 yıllık süreçte geriye gidildiği de somut rakamlarla görülmektedir.
Dijital dünyanın ve sosyal medyanın insanları gerçek dünyadan izole ettiği gibi endişelerimiz olsa da bu dünyanın gücü ve önemi, yerinde ve verimli şekilde kullanılmasının getireceği sonuçlar oldukça değerlidir. Bunu kabul etmemek bir yana, bu dünyada ayakta durabilmek, kendine iyi bir yer edinmek, bunun için strateji üretmek şirketlerin, üniversitelerin ve aklınıza gelebilecek her oluşumun artık ana amaçlarından biri haline gelmiştir. Oluşumların içerisinde de tepeden tırnağa herkesin bu konuda üzerine düşen görevler vardır. Bütün bu süreç içinde resmin bütütüne baktığımızda, ortaya çıkan tablo üniversitemizde maalesef ki bu algının son zamanlarda kaybedildiğini göstermektedir ve bu durum uzun vadede daha olumsuz sonuçlar ortaya koyacaktır.
Sosyal medyanın, dijital dünyanın, yazılı ve görsel basının öneminin günümüz şartları içinde çağa ayak uydurmak olduğunun ve buralardaki gelişmelerin üniversitede üretilen bilime, dünya üniversiteleri arasında kendimize edineceğimiz yere doğrudan etkili olacağını, üniversitemizde bu hesapları yöneten insanların, idrak edebilmesi dileğiyle.
