
Şu "Kapıların Yenilenmesi" Meselesi
İTÜ kapıları yenileniyor. Geçtiğimiz aylarda öncelikli olarak FEB kapısı ya da orta kapı olarak bildiğimiz kapı yenilenerek modern bir görünüme kavuşturuldu. Bu hafta da nükleer kapımız kapatılarak yenileme çalışmasına başlanacak. Ardından da Etiler kapı ve kolej kapının yenilenmesi gelecek. Bu değişim süreci ile ilgili birkaç şey yazmak istedim.
Öncelikli olarak kapıların yenilenmesi fikrini desteklediğimi söylemeliyim. İTÜ gibi köklü bir kurumun kapısının önüne gelmiş olsanız dahi, orasının İTÜ olup olmadığını anlamanız için güvenliğe sormanız gereken yıllardan sonra, büyük bir destekçisiyim hatta. Kısa vadeli çözümler de “Asırlardır Öncü” olan İTÜ’ye yakışmayan butik çözümler olarak kalıyor ve imaja zarar veriyordu. İTÜ’yü kafasında canlandıran birinin beklediği ihtişamın veya modernizmin yanından bile geçemiyorduk.
Yenilenen orta kapı bu anlamda benim beklentilerimi karşıladı diyebiliriz. Çok fazla eleştirildi; "sönük" dendi, "o kadar süre kapalı kaldı, yapıla yapıla bu mu yapıldı" dendi ama ben farklı bir açıdan bakıyorum. Birincisi, Türkiye’de görmeye alışık olduğumuz oryantalist kapılardan değil; büyük bir taş kemerin üzerine pirinçten harflerle üniversite ismi yazmaktan bahsediyorum. Bu gibi bir klasiklikten uzak, mimari değeri olan, İTÜ’yü ifade eden arı ve petek figürlerinin yerinde kullanıldığı, sade ama modern bir kapı olduğunu düşünüyorum. Üzerinde "İstanbul Teknik Üniversitesi" yerine sadece "İTÜ" yazsa o zaman puanım 10 üzerinden 10 bile olurdu.
Bu kapıyla ilgili bahsetmek istediğim, 'kapının şekli'nden öte şeyler var. Türkiye’de yönetim yapısı olarak kendinden önceki idarecinin yaptığı her şeye ‘tü kaka’ diyerek yıkıp yeniden yapma felsefesine çok alışığız. Gerek üniversitelerde, gerek başka birimlerde sırf bu felsefe yüzünden sürdürülebilirliği yakalayamıyor, her yönetim değişikliğinde bütün kazanımları kaybediyoruz. Neden söyledim bunları: Çünkü bu kapı yapılırken önceki dönemde yapılan kapı yıkılarak yenisi yapılmadı; eski kapının üzerinde geliştirme ve güzelleştirme çalışması yapıldı. Hepsinden fazla takdir edilmesi gereken şey bu, diye düşünüyorum. Umarım rektörlük bundan sonraki tüm projelerde de “yeniden yapmak” kelimesi yerine “geliştirmek” kelimesini prensip edinmeyi sürdürür; kazanımları koruyarak üzerine bir şeyler koyar. İşte o zaman gerçekten yarın bugünden daha iyi bir İTÜ ile karşılaşırız.
Gelelim nükleer kapıya. Düşük gerçeklikli render edilmiş 3D çizimlerden, ne kadar güzel ya da ne kadar kötü olacağı hakkında fikir yürütmek kolay değil. Gönül ister ki girişteki o küçük “İstanbul Teknik Üniversitesi” yazılı taş yerine, her bir harfi insan boyunda dev bir “İTÜ” yazısı yüzümüze yüzümüze vursun. 6 şeritli bir kapıdan bahsediyoruz. Daha dev puntolar gerektiği aşikar. Yeri gelmişken gelelim şerit meselesine. Bazı yoğun günlerde giriş ve çıkışlarda sıra beklendiği için şerit sayısını artırma ihtiyacı hissetmişler belli ki. Çıkış tamam da 3 şeritten yerleşkeye girdikten sonra gerek FEB’e doğru giden yol, gerek KOSGEB’e inen yol tek gidiş-tek geliş. 3 şeritten giriş sağlanıp, tek şeride sığmaya çalışınca yaşanacak sıkıntıyı gözleyeceğiz sanırım. Gerçi bahse bile girerim o 3 giriş gişesinin en az 1 tanesi sürekli kapalı olacak. Bir kenara not alın bu yazdığımı. Umarım yanılırım.
Her şeyden önemlisi umarım teknolojik olurlar. Öğrenci kartını okutarak karttan para düşen bir sistem yemekhanede varsa kapıda neden olamasın. Sırayı azaltacak şey, şerit sayısından çok teknolojide. Yıllık öğrenci harcından yüksek olan yıllık kampüs giriş ücreti herkese nasip olmuyor malum. Akademik ve idari personelin ücretsiz yararlandığı hizmetten öğrencilerin faiş fiyatlı yararlanmasına değinmiyorum, ona alıştık. Ama keşke sadece kapılarda da değil, tüm yerleşkede 'akademik personel', 'idari personel', 'öğrenci' gibi Orta Çağ Avrupası kast sistemi uygulanmasa; İTÜ mensubu olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayırabilsek tüm kullanım haklarını.
Son olarak da “İTÜ’nün tüm sorunları bitti de sıra kapılara mı geldi yani”cilerle bitirelim. Sorunlar sırayla çözülürler. Hiçbirimiz İTÜ’nün tek sorununun "kapı" olduğunu ya da diğer sorunları küçümsediğimizi düşünmesin. Ama kimse de "İTÜ’nün başka sorunları var, öncelik onlarda" diye yerleşkeye duvar yarıklarından girmemizi hoş karşılamamızı beklemesin.
Gökçe Sezgin
