
Namağlup Tek Şampiyon
Namağlup Tek Şampiyon
Cihangir merdivenler bir sabah uyandığında kendilerini rengârenk boyanmış olarak buldular. Gökkuşağı renklerini görünce ilk akla gelen, merdivenlerin LGBT oldu. Aslına bakılırsa böyle güzel bir eylem, kendilerine çok da yakışırdı. Ancak durum biraz daha farklıydı. Merdivenleri boyayan, mahalle sakinlerinden Hüseyin Çelikel isimli bir amcaydı. Hareketin protest bir tavrı yoktu ve söylediği kadarıyla amacı insanların oradan geçerken gülümsemesini sağlamaktı. Hakikaten de öyle oldu. Sosyal medyanın da el vermesiyle merdivenler oldukça neşeli ve meşhur bir objeye dönüştüler. En son instagram kullanıcılarının “fotoğrafı çekilmezse ölünecek yerler” listesine 7. sıradan giriş yapmıştı ki bir aksilik oldu. Devlet aklı hemen aradan kafasını çıkartıp, “ya ama bir dakika benim iznim olmadan mutlu olamazsınız” dedi. Yayında olduğunu hatırlayan Beyoğlu Belediyesi, hiç üşenmeden gece gece merdivenleri griye boyattı. Bu tutum, aslında üzerine konuşmaya değmeyecek kadar basit. Çoğulculuğun ve neşenin bile tekelinde olmasını isteyen erkler, renklere de tahammül edemez haliyle. Ancak bu erklerin başka bir özelliği de, bir adım sonrasını genelde görememeleridir. Son sözü söylediklerini düşünüp, olayı kapandığını düşünürler.
Lakin öyle olmadı. Twitter fenolarının da desteği ile hemen tag'ler açılıp, haber yayıldı. Sonra da karar çıktı. Cumartesi günü saat 17:00'da merdivenleri boyuyoruz. Üstelik iş Cihangir', Beyoğlu'nu, İstanbul'u falan da aştı. Türkiye'nin her yerinden insanlar “hadi abi” deyip sarıldı boyalara. Mis gibi de oldu bence. Üstelik bu süreç, aslında koskocaman bir gerçeği de ortaya çıkardı. İnsanların eğlenmek ya da özgürleşmek için yaptıklarına karşı devlet aklıyla hareket ederseniz, o eylem gerçek bir protesto biçimine dönüşür. Aynen son 2 günde olduğu gibi. (Bu yazı 31.08.2013 Cumartesi günü yazıldı)
Tabii bütün bu işleyiş aynı zamanda sokak sanatı konusunda da kulağımıza bir şeyler fısıldadı. Sokakların, merdivenlerin, tabelaların bizim olduğunun farkına vardık. Yalnızca yürümekle değil, sanatla da zapt olunabilirdi “gri”. Dünyada bu çokça yapılıyor üstelik. İsmi de hepimizin tahmin ettiği gibi “sokak sanatı”. Bana göre ise sanatın sokağa yükseltgenmiş hali.
Banksy ismini belki duymuşsunuzdur. Rivayete göre bu amcanın adını sanını bilen pek yok. Yüzünü gören de çok az. Kendisi esasen bir aktivist. Duvarlara resimler çiziyor. Hem de öyle A3 boyutunda falan değil, bazen bütün bir bina duvarını kullanabiliyor. Hatta bu amaçla inşaat izni alıp koca bir binanın çevresini kapatmışlığı da var. Çizimleri inanılmaz. Gündemi, başka bir yerden görüp en mükemmel şekilde duvara çizebiliyor. Çoğu zaman da insanın kafasında kocaman bir soru işareti bırakıyor. Sanırım en basit tarafı şu: Gezi'deki sanatsal yaklaşımın 2 kere upgrade edilmiş hali. Kendisinin üzerinde elbette bolca baskı var ancak dünya çapındaki desteğiyle karşılaştırılınca o baskı anlamsız kalıyor. Üstelik bu işi sadece İngiltere'de yapmıyor. Kendisinin Filistin görmüşlüğü de var. Türkiye'nin de bir Banksy ekolüne ihtiyacı yok mu sizce? Üstelik bence ihtiyacımız olan sadece çizim de değil. Ece Ayhan dolsa ya sokaklarımıza, Dali dolaşsa en kuytularda, Jimi Hendrix çınlasa meçhul bir yerden tüm meydana. Güzel olmaz mı? Malum, şimdiye kadar her devrime sanat da katılmış. Hiçbir zaman da yenilmemiş. Yani 21. yüzyılın namağlup tek şampiyonu diyebiliriz kendisine.
Neyse bu kadar gevezelik yeter. Bence bunları bir düşünün. Bir de eğer merak edecek olursanız diye Banksy'nin sitesi hemen burada: www.banksy.co.uk
Esen kalın.
