
İş Sağlığı ve Güvenliği
İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
Konu başlığı çok teknik olsa da, ben bugün teknik bir yazı paylaşmayacağım sizlerle. Neredeyse büyük çoğunluğu teknik eğitim veren mühendis ve eşdeğeri nitelikli insan gücü yetiştiren üniversitemizle her an gurur duyduk. Burada okuyan, mezun olan ya da yolu bir nedenle buradan geçen herkes, eminim bu duyguya ortaktır.
Yaklaşık 17 yıl önce mezun olduğum okulumda, öğrenciliğim esnasında bir çok gelişmeye tanıklık ettim. Hatta mezuniyetimden sonra da fırsat buldukça, takip edebildiğimce bu tanıklığımı hayranlıkla sürdürdüm. Daha nice gelişmeler, başarılar İTÜ nin olacaktır. Buna olan inancımda hiç bir şüphem yok. Bu 17 yıl boyunca çoğu aynı işletmede geçmek üzere Kimya Mühendisliği yaptım. Bu meslek icrası esnasında amatörce de İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda çalışmalar yapmışım. Yapmışım diyorum çünkü; ben bunları ayrı bir disiplin dahilinde değil mesleğimle birlikte yaptım. Belli bir süre sonra, gerek yasal gereklilikler gerekse kişisel gelişme çabası dahilinde İş Sağlığı ve Güvenliği disiplinine uzman olarak dahil oldum.
Bu aşamalarda gördüm ki; bu konu bir disiplin haline gelmelidir ve bir mühendislik konusu olmalıdır. Ancak, buna uzun vadede ayıracak zamanımız olmadığından konu uzmanlık eğitimi ve devletçe belgelendirilmesi şeklinde hayatını sürdürmektedir. Önlisans, lisans üstü ve hatta doktora eğitimleri vardır ve var olmaya çalışacaktır. Hatta lisans da açılabilir.
Benim bu noktada, bir önerim daha da doğrusu bir talebim olacak. Bizim dönemimizde seçmeli dersler olurdu ve bunları seçen kişilerin iki farklı amacı olurdu. Öğrenmek istedikleri bir alan ise severek seçerlerdi. Teorik de olsa okul sonrası hayata dair esintiler gelirdi o derslerden. Tam anlamıyla profesyonelce hazırlanılmış değillerdi belki. Ancak dersleri veren hocalarımızın özverisinden ve çabasından şahsen benim bir şüphem yoktu. Diğer seçenek ise kolay ve notu yüksek olacak, geçilebilir olacak bir ders almaktı. Kısaca öyle ya da böyle bu seçmeli dersler o dönemde elimizdeki tek esnekliktiler. İstediğim buna benzer bir uygulamadır.
Bu çağda, herkesin bilgiye ulaşmasında hiçbir engelin olmadığı gerçeğinden yola çıkarak; bilgiyi vermenin çok kolay olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bahsettiğim disiplin, bilginin verilmesinden çok aktif saha da özümsemeye ve uygulamaya dayanmaktadır. Hatta uygulama, kontrol , düzeltme yetmemektedir. Önleme gibi çok önemli bir rolü vardır. Maalesef ki önlenemeyen her olumsuzluk belli ağırlığa ulaşınca bir üst seviyedeki olumsuzluğu tetiklemektedir. Sonuçta, farklı isimlerle ifade edilse de, piramitin sivri ucu insan kaybına kadar dayanmaktadır.Bu sebeple, bu konu çok önemlidir ve İTÜ gibi bir eğitim kurumunda bu displinin en azından tohumlarının atılması şarttır.
Seçmeli ders veya müfredatın bir köşesine eklenmesi suretiyle, sahada bu işi uzman olacak yapacak tüm meslek gruplarına bu eğitim verilmelidir. Zaten böylesi bir kurumdan bunlarsız mezun olmak, çok da mantıklı değil. Bu eğitim yarı zorunlu yarı seçmeli bir tarzda verilebilir. Zorunlu bir eğitim olabilir. Bir mühendisin veya teknik elemanın; sahada çalışan sıfatıyla, bu displinden ayrı kalması akla ve mantığa aykırıdır. Kanunların yaklaşımı, bu displinin ciddiye alınmaması ve sonrasında yaşanan acılara ise, hiç girmeyeceğim. Bunlar sonuçlardır. Bizler ise, sebepleri bulup kaynağında yok etmeliyiz. Bu düşünce tarzından hareketle benim asıl fikrim zorunlu eğitimdir. Ne var ki; kimin nerede ne şartlarla çalışacağını öngöremeyiz ve mecburiyet biraz ağır kaçabilir. Yine de mecburiyet noktasında, yönlendirmemizi ve tercihlerimizi kullanmalıyız. İster önlisans, isterse lisans olarak bu bölümün açılması ya da açılacağı; bu gerekliliği ortadan kaldırmaz. En azından mezuniyete yakın bir dönemde bir yarıyıl bile olsa bu eğitimin mühendislik formasyonuna, teknik eğitimin formasyonuna eklenmesi çok güzel neticeler verecektir.
Ben kendi adıma; bu konuda ne katkı gerekirse, hazırım. Bu konuyu şu an ki öğrencilerin, öğretim üye ve görevlilerinin ciddiye almasını diler; kazalarda zarar görenlerin bir an önce sağlıklarına, işlerine kavuşmasını temenni ederim. Hayatını kaybedenlere ise lafın bittiği yerdeyiz deyip, rahmet dilemekten başka çaremiz yok. Mutlaka hataları olabilir ama en büyük hata bizlerindir. Daha iyisini yapabilirdik. Daha iyisi olabilirdi. Kaçınılmaz kazalar ile derdimiz yok; adı üstünde kaçınılmaz! Olan olmuş ve geçmişte kalmıştır. Mesele onları tozlu gazete sayfalarına , internet haber arşivlerine gömmek değildir. Hiçbiri olmasaydı keşke! Daha iyisi olsaydı da, kimse sabah çıktığı evine akşam bir haber olarak dönmeseydi.
Umarım bu konuda bir şeyler yapılabilir. Hiçbir şey yapılmazsa , bürokrasi şu bu denirse de bari seminer, konferas, dergi, broşür vb araçlara, sosyal medyaya, kişisel bağlantı sitelerine kısaca iletişime daha da fazla önem verelim ve aktif olalım. Unutmayalım İTÜ den de, benzeri okullardan da bizler Teknik Eleman, Mühendis, Mimar vb sıfatlarla sahaya ineceğiz. Kimsenin bizi çocuk gibi yeni baştan eğitmesine gerek olmamalı. Bari bu konuda bizler biraz çaba sarf edelim.
Murat TUĞCU
Kimya Mühendisi (İTÜ-1997)
İş Güvenliği Uzmanı
